Just another WordPress.com site

Merhaba dünya!

Welcome to WordPress.com. This is your first post. Edit or delete it and start blogging!

 
 
 
Küllerinden yeniden doğmaya çalışan, ama her denemede tekrar küle dönen anka kuşu…Her rüzgar esişinde (sert yada hafif) pes eden, savaşmaktan vazgeçen anka kuşu…Bir tarafta kendi ateşini yakmak için çabalayıp duran….
Efsanevi, nadide olan bu yaratık ateşini yakıp mucizevi bir şekilde kendisi dış dünyaya açıkça gösterecek mi? Yoksa, ateşini yakmadan sıradan bir kuşs gibi mi yansıtacak kendini? Farklılığı ve nadideliğinden vaz mı geçecek ya da vaz mı geçmeli sizce ?
Etrafta renkli, parlak, farklı kuşlar var evet fakat anka kadar şaşırtıcı değiller. Ve onlara sorarsanız anka kuşunun kaderinin ne olduğunu (yükselebilecek mi, külleriden doğarak ateşini yakabilecek mi diye) çok değişik seyler söylemeceklerdir size. Kimisi diyecek ki farklı ve efsanevi biliniyor diye kendini bir şey saniyor, kendini beğenmis.. Kimisi diyecek ki küllerinden doğacak kadar yeterli olgunluğa erişemedi, bilge değil, kimi diyecek o kadar da farklı değil ki ve buna benzer seyler. Hiç biri yeterli saygıyı gösterecek kadar yakın değildir kendisine aslında ve hiçbiri Anka’nın gösterdiği çabayı görmez bile….
Uzaktan bakan sıradan kuşlar için ise anka kuşu diye bir şey yoktur zaten..Onların uzaktan gördükleri tek şey küller ve ara sıra yanıp sönen bir ateş.. Evet arasıra kaybolup aniden parlayan alevler dikkatlerini çeker bir süreliğine ama o kadar mucizevi degildir ve çabucak çekiciliğini kaybeder, sıradan, olağan hayatlarına geri döner onlar da alışıldığı gibi.
Anka kuşu yanlız başına devam eder, kendisiyle, dışarıyla olan savaşına ve yenilgisine.. işte anka kuşunun efsanesindeki hüzün budur .
 
 
 
 
 
 
 

mor bere

kazan kazan içinde, evvel samanı geçmiş 
zaman olamamış, ortada hiç kurbağa yokken 
etrafta küçük bir kız mor beresiyle kendi kendine hoplayıp zıplarmış
beresi düşmüş, ağlamış
hep yanlız başına oynarmış 
bir gün saman tutuşup alev almış
ve kızın yüreği yanmış
kalbi kırıkmış artık
önceden neşeyle hoplayıp zıplarken 
suratı asıkmış artık
kır çiçekleri bile neşelendirememiş kızı
kurbağalar belirmiş birden bire 
bataklıktan gelivermişler
neşelendirmek niyetine etrafını sarmışlar
fakat kurbağalar zehirliymiş aslında 
yüreğine zehir salmışlar huzur vermek yerine
kız onlara yaklaştıkça iyicene umutsuzluk kaplamış içini
ardından bir örümcek ağına takılmış
yıllar geçmiş 
oynadığı sek sek taşı sormuş
o; neşeyle benimle oynayan kız nereye gitti diye
gelen yanıt o kim olmuş
çünkü seneler geçtikçe o kız unutulmuş
artık mor beresi yokmuş
yüzü hiç gülmüyormuş
taş kızı gördüğünde tanıyamamış
o kız artık yokmuş
örümcek ağında kurtarıcısını bekliyormuş
o kadar alışmış ki orada yapışık durmaya
aslında yapışkanlığın etkisinin geçtiğini farkına varamamış
biraz kıpırdansa özgür olacakmış halbuki
kurtarıcıya hiç gerek olmadığını bilmiyormuş
ve böylece kurtarıcı diye bekleyip durmuş
oyun oynamayı unutmuş
artık neşeli değilmiş ve hayal gücü kaybolmuş
o kız artık yokmuş
yüreğindeki zehir onu yutmuş.....

 

Alıntı

Deli Misiniz?
Blog’da

Bir Çizik Daha

Kimse yerinde durmuyor, hep bir yer değiştirme hali… Başka bir ilçe, şehir, ülke ya da dünyadan göçmek, ama hep bir yer değiştirme. Birilerini terk ediyoruz hep; arkadaş, sevgili, aile. Bazen dönmemek üzere, bazen ise kısa süreli ama hep bir gitme hali. Mecburi ayrılıklar bazen… Terk etmek istemeden gidişler… Ya da isteyerek terk edip gitmeler… Bir tarafta burukluklar bırakarak. Ya bizim canımız acır ya karşı tarafın. Ya da iki tarafın birden canı acır bazen. Bazı hikayeler tek kişiliktir. İçindeki acıyla çeker gider biri. Fakat bir süre sonra uzaklaşınca kapanır yaralar. Peki, yakındayken, onu görmek için bahaneler ararken, nasıl uzaklaşır insan?.. Nasıl bırakır gider? O seni istemediği halde zorlamak gelir içinden, koşup yanına gitmek. Kendini aldatırsın ancak. O terk edip gitmiştir çoktan başkasının kollarına. Hatta hiç gelmemiştir! Sadece pencereden göstermiştir kendini şöyle bir. Sen bir avuntuyla koşmuşsundur ona.

 

Ya sonra…

 

İçinde kırıklarla, burukluklarla kalmışsındır tek başına…

          

Kendinden kaçmak istersin bazen, kafandakilerden sıyrılmak, özgürce dolaşmak bulutlarda. ‘Gitmek çözüm getirir mi?’ …der birileri. Peki ya kalmak huzur verir mi o içindeyken? İşe yarar mı aynı şehirde olmak? …hele onunla olduğunu bilirken? Başka birisi derki ‘Döneceğini bile bile kaçmak çözüm olabilir mi? kalıp savaşmalısın!’. Kendinden kaçamadığın sürece bir işe yarar mı gitmek? Ya savaşacak gücün yoksa hep güçsüz, hep eziksen, devamlı her şeyden kaçmaya alışmışsan, bir yolunu bulup bunlardan nasıl kaçacaksın? İstediğini elde etmeye alışmışsan, daha hala büyümemişsen, o zaman ne olacak?

 

Hep kendini acıtıyorsan ve hep kendine acıyorsan.. .

 

Bir türlü işe yaradığına inanamıyorsan? Senin bir şey beceremediğini düşünenlere pay çıkarıyorsan ne olacak? Mücadeleden acizsen, onu her şeye rağmen geri istiyorsan, kaçmak tek çözüm değil midir?

 

Diyelim ki kaçtın… Ya geride bıraktıkların? …onlar önemli değil mi? Sen ne kadar kabul etmesen de sana ihtiyacı olanlar, sevenler…? Gidecek bir yerin yoksa o zaman ne olacak? Canını dışarıda yakmayacaklar mı sanıyorsun? Başka birinin canını daha çok acıtmasından korkmuyor musun? Daha fazla yalnız kaldığında, bütün o acizliğin ile bu riskleri göze alabilecek misin?

 

Güçlüler, bunları göze alabilecekler, ya da mecbur olan gitmeli. Yeni bir hayata başlamak için gitmeye gerek yok! Hatta ona rağmen hayatına devam etmelisin, ona rağmen inatla savaşmalısın. Peki, o gücü nereden bulacaksın?

 

İşte acizlik burada başlıyor. Gitmek için de, kalmak için de güç gerekiyor…

 

Buna ‘hayat’ diyorlar…

 

Her zaman zor olan, o hayatı ‘yaşamak’ oluyor, gitmeden… Ya da kalmadan!..

Etiket Bulutu

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.